Önce Kırmızı, Sonra Ölüm

"Önce kırmızı, sonra ölüm.
Çünkü her ölüm böyledir;
Gözler kanla dolar,
Sonra kalp durur.
Çünkü her ölümden önce
Manzara hep kırmızıdır."

"Dr. Ivan, Sektör 17'ye bekleniyorsunuz."

 Bu duyuru Ivan'ın tüylerini diken diken etti. Sektör 17'ye çoktandır çağırılmıyordu. Gene bir Elçi yakalanmıştı ve sorgulanmalıydı. Odasından gerekli eşyalarını alıp Sektör-17'deki sorgu odasına doğru gitmeye başladı. Elçiyi kendisi sorgulayacaktı, çünkü Site-48'de Pyrro Petriv hakkında en çok bilgiye sahip olan oydu. Aslında, sadece Site-48'de değil, bütün Vakıfta Petriv ile en çok bilgiye sahip olan oydu. Projenin liderliği ona atanmıştı. Her ne kadar araştırmacılar Petriv'in dosyasının umutsuz vaka olduğunu savunsa da bu uyuşturucuların arkasında daha büyük şeyler olduğunu hem Ivan, hem de O5-TR üyeleri düşünüyordu. Atamadan sonra erişim seviyesi dörde çıkarılmıştı. Diğer araştırmacıların deneylerini izlemekten, siteyi arşınlamaktan ve bilim-kurgu romanı yazmaya çalışmaktan yorulmuştu. Petriv'in uyuşturucuları üzerinde deneyler zaten yasaklanmıştı (O5-TR uyuşturucuların çok tehlikeli olduğunu düşünüyordu) ve MGG birlikleri dünyada Elçileri arıyordu. Çünkü Elçiler, belki de ondan daha fazla bilgiye sahip insanlardı. Sonunda, biri daha bulunmuştu ve buraya getirilmişti. Sorgu odasına geçerken güvenliğe "Umarım bu seferki çok kaba çıkmaz ha?" diye göz kırptı. Normalde bu kadar şakacı biri değildi, ancak 2 aydan sonra yeni bir gelişme olması, onu yerinde tutamıyordu.

"Hadi bakalım,

Başlıyoruz."

 Yanında kimse yoktu. Sadece dışarıda güvenlik vardı. Kapı arkasından kapatıldı ve sorgu odasının steril kokusuyla baş başa kaldı. Karanlık sorgu odasını aydınlatan tek şey camekanın arkasından gelen buz mavisi ışıktı. Işıkları açmadan önce sorgulanacak kişiye göz attı. Erkek, 30'lu yaşlarında, dağınık kahverengi saçlı biriydi. Mutsuz görünüyordu. "Umarım daha da mutsuz etmem" diye düşündü. Masanın üstünde kişinin kimlik dosyası vardı. Adından sosyal güvenlik numarasına kadar her şey yazılıydı. Küba asılıydı, ismi Miguel'di. Mikrofonu denedi. Elçinin kulakları dikildi, sesin nereden geldiğine baktı. Camekandan Ivan'ı göremezdi. Ivan, çantasından soracağı soruları çıkartıp masanın üstüne yığdı. Sıralarını düzenleyip arkasına yaslandı. Sıkılmayacaktı. Soracak onlarca sorusu, not edecek yüzlerce şeyi vardı. Önceki heriften daha fazla bilgi alacağı kesindi. Zavallı, etrafa saldırmaya başlayınca vurmuşlardı. Kendisi de, hiçbir bilgi edinemeyince sinir krizi geçirip bir asistana zarar verecekti. Baş araştırmacılar ona ceza veya uzaklaştırma verecekti, ancak durum onların da sinirine dokunmuştu ve bu krizi doğal bir olay olarak karşıladılar. Bu sefer de aynı şeyler olursa kendini asardı herhalde. İlk kağıdını eline alarak mikrofonun düğmesine bastı:

- Merhabalar, isminiz Miguel, değil mi?

- Tanışma faslını geç, sorulara gel. Bu lanet yerden hemen çıkmak istiyorum.

 Biraz kızgın gibiydi. Hemen sorulara geçmek istemesi doktoru daha da heyecanlandırdı:

- Peki, ilk sorumu soruyorum. Pyrro Petriv'i ne kadar tanıyorsun? Onun hakkında ne kadar bilgi verebilirsen ver.

- İyi soru. Ancak seni temin ederim ki, benim de Petriv'in ne olduğu hakkında fazla fikrim yok. Aldığım uyuşturucuları yapan kişi. Onun… "boyutuna" çoğu kez gittim. Tabii "gittim" doğru bir kelimeyse. Daha çok… gördüm desem doğru olur. Aslın-

- Fiziksel bir görünüşü var mı? Varsa tanımlayabilir misin?

Ses kaydedicisini çalıştırdı.

- Evet, var. Normal bir insana benzer. Hep yuvarlağımsı dev kırmızı bir şeyde oturur. 1.80 boylarında, kot pantalon giymiş, üst-

- Kot pantalon mu?

- Evet. Aynısını ben de sormuştum. Dünyadaki diğer Elçilerin giyimini beğenmişti. Bizim gibi giyiniyor. Üstünde de trençkot gibi bir şey vardı. Elleri beyazdı. Eldiven mi giymişti bilmiyorum. Yüzüne gelince… Saçı  uzundu, siyahtı. Gözleri de siyahtı. Tam bir uyuşturucu bağımlısı tipi vardı. Dağınık saçlar, şişmiş göz altları… Bilirsin işte. Hiçbir şeyden tatmin olamazmış, hayal kırıklarıyla büyümüş gibi bir bakışı vardı.

 Ses kaydedicisini durdurdu. Bu kadar bilgi beklemiyordu. Sorması gerektiğinden daha fazla da soru sorabilirdi belki. Derin bir nefes alıp arkasına yaslandı. Aklında Petriv, hep punk tarzı saçı olan bir iskeletti. Şimdi Elçinin verdiği bilgilerle beraber aklında bambaşka bir yüz canlanmıştı. Tekrar mikrofonu çalıştırdı. İlk sorusu tam olarak bitmemişti:

- Petriv'in kişiliği, davranışları hakkında bir bilgin var mı?
 
- Konuşmayı pek sevmiyor… sanırım. Onu sadece söylediğim kırmızı şeyin üstünde gördüm. Başka bir yere gittiğini görmedim. Zaten sadece daha fazla uyuşturucu almak için yanına gidiyordum. Buraya neden geldiğimi sorar, sonra isteğimi bana verip gönderirdi. Ondan uyuşturucudan başka bir şey de istemiyordum.

- Şu yapay boyuttan biraz daha bahsetsene. Nasıl geçtiğin, nasıl geldiğin, nasıl göründüğü? Bana her şeyi anlat.

- Petriv'in topluluklara ilk dağıttığı ilaç, "Eşik" ile. Büyüklerim yani atalarım, dağıtılan ilk ilaçları bulmuştu. Nesilden nesile Petriv ile ilişkimiz kesilmemiş. Eşik, Petriv'in malları arasındaki en zayıfı. Sadece bedeninin tamamını uyuşturup bir çeşit uykuya sokuyor. Bu uykuda Petriv'in boyutuna geçiş yapıyorsun. Boyut, tamamen karanlık gibi. Uçsuz bucaksız bir karanlık. Sadece karşında Petriv ve oturduğu şey var. Etraftaki tek ses, kalp atışına benzeyen garip uğultular. İstediğini yapar, Petriv seni boyutundan gönderir ve uyanırsın. İstediysen uyuşturucun da elindedir. Boyuta geçtiğin ise sadece bir rüyaymış gibi aklında kalır.

 Yapay boyut hakkında çok az bilgi biliyordu. Bu bilgiler tahminlerini yanlış çıkardı ancak hakikatı öğrenmek onu rahatlatmıştı. Notlarını yazarken bu gece nasıl uyuyacağını düşünüp gülüyordu. Sonraki sorusuna baktı. Düşündüğünden daha uzun bir soruydu. Kısaltarak sordu:

- Petriv'in… Aslında… Dur, Petriv'in uyuşturucularına nasıl başladın?

- 10 yaşıma geldiğimde ailem beni Petriv'le tanıştırdı. Gene Eşik ile. Ailem 3 yıl sonra öldürüldü. Bir çete davası. Petriv'le alakası yok. Yalnız kaldığımda Eşik ile Petriv'e daha sık gitmeye başladım. Bana uyuşturucularını gösterdi. İşte öyle başladım, öyle de devam etti. Hayatımı böyle geçirdim.

- Peki seni nasıl etkiledi?

- Normalde sokaktaki ucuzculardan aldığım uyuşturuculardan daha mükemmel bir şeydi. Çok iyiydi…

 Elçi yumruklarını sıkıyordu. Nefesi hızlanmıştı. Aklını kaybedip etrafa saldırmadıkça işine yaradığı için Ivan bunu bir refleks olarak not etti.

- Bundan daha iyi bir şey yoktu. Asıl gerçekliği görüyordum artık. Her şey daha anlamlıydı. Gerçekten yaşadığını hissediyordun, başka anlamlı bir şey yoktu.

 Elçi sustu. Konuşmaya devam etmedi. Ivan'ın daha fazla bilgiye ihtiyacı vardı. Ama üstüne giderse her şeyin berbat olacağını düşündü. Bunları düşünürken diğer sorusuna göz attı. Eğer bu sorunun cevabı istediği gibiyse, sorgulamayı anında bitirebilme şansı vardı:

- Peki, Petriv'in boyutuna başka türlü geçebilir miyiz? Yani, uyuşturucu kullanmadan?

- Birkaç yol olmalı. Ama benim bildiğim tek bir yöntem var. Şimdi sana ben sorayım, Petriv'i görmeyi cidden istiyor musun?

 Bu soru karşısında Ivan büyük bir düşünceye daldı. İsteği bu muydu? Tek bir yolla, bütün sorularına cevap bulabilirdi. Pyrro Petriv ile, bütün uyuşturucuların tanrısıyla yüzleşebilir, sırlarını çözebilir, belki de daha büyük şeyler ortaya çıkarabilirdi. Ancak Elçiye güvenmiyordu; önceki Elçinin davranışları, onu hiç memnun etmemişti. Ve bu 20 metrekarelik sorgu odasında kendini hiç güvende hissetmiyordu. Arada siyah kaplamalı cam vardı. Kırılmaz mı normal cam mı bir bilgisi yoktu. Acil durum için içeriye sinir gazı salabilir veya güvenliği çağırabilirdi. Gene de bir his onu tedirgin ediyordu:

- Petriv'i göreceksem, acı çekecek veya bağımlı olacak mıyım?

- Acı çekmeyeceğini temin edebilirim. Ama bağımlı olup olmayacağını bilemem. İradene bağlı.

 Son sözünü biraz utançla ve kızgınca söylemişti. Kendi iradesinin zayıflığına mı kızıyordu? Ivan, kendisine irade konusunda güveniyordu. Lise yıllarında çöplükten beter arkadaşları onu sigaraya başlatmıştı, ancak kendisi 1 yıl geçmeden bırakabilmişti. Alkolu severdi, ama sadece özel günlerde içiyordu. Dr. Ivan, bu dosyayı kapatmaya kafasını koymuştu:

- Hadi o zaman, kabul ediyorum.

 Elçi ayağa kalktı. Bileğini diğer eliyle bastırmaya başladı. Ivan, daha iyi görebilmek için ayağa kalktı. Elçiden hiçbir ses gelmiyordu. Sadece bileğini sert bir şekilde tutuyordu. Mikrofona eğilip Elçiye durumunu soracakti ki Elçinin bastırdığı elin omzunda kırmızı çıkıntılar çıkmaya başladı. Ivan, anormal şeyler bekliyordu, belki Elçi onu tuzağa düşürmüştü. Bu kadar aptal olabilir miydi?Site-48'de ölebileceği yada aklını kaybedebileceği yüzlerce anormal obje içinden uyuşturucu bağımlısı bir Kübalıya mı hayatını teslim edecekti? Bunları düşünürken Elçinin kolu yuvarlağımsı çıkıntılarla dolmuştu. Koyu kırmızı bir sıvı çıkıntılardan akıyordu. Elçi döndü ve kolunu ortadaki siyah cama salladı.
 
 Ivan, Elçinin uzamış kolundan çıkan uzantılar yüzünü kaplarken ortadaki camın normal cam olduğunu hatırlamıştı.

Her şey bitmişti.

Nasıl geldiyse öyle de gidiyordu.

Ama en kötüsü ise, kendini korumak için hiçbir eylemde bulunmamıştı.

Hiçbir yerini hareket ettiremiyordu, tek gördüğü şey koyu kırmızı şekillerdi.

Ölüm bu muydu?

Hayır, ölüm bu değildi.

Ivan, sinirlerini hissettiği anda ayağa kalktı. Çok uzun zamandır uyuduğunu düşündü. Belki 20 saniye, belki 30 dakika, belki bir yıl. Bir yerdeydi, ancak bu yeri anlayamıyordu. Birden, aslında nerede olduğunu hatırladı. Pyrro Petriv'in boyutundaydı.

 Zemin, kesme taştan yapılmış gibiydi. Ayakkabıları ses çıkartıyordu. Yukarıdan bir ışık, etrafını aydınlatıyordu. Tavan, olabildiğince uzuyor ve karanlıkta kayboluyordu. Etrafta görebildiği üç şey vardı: Karanlık, Petriv ve onun oturduğu kırmızı varlık. Ölmüş müydü bilmiyordu, ancak Petriv'in boyutuna geçebilmişti. Ve bütün sırları çözmek, birkaç adım ötesindeydi. Petriv'in gözleri yarı kapalıydı, Ivan kendine gelince açılmıştı. Petriv onu görünce sessizce gülmeye başladı:

- Heh… Merak etme, daha ölmedin. Sadece bir uykudasın… Denilebilir. Sen yenisin herhalde, kimsin sen?

- Ben Doktor Ivan. Sizin kim olduğunuzu öğrenmeye geldim.

- Ben de Pyrro Petriv. Uyuşturucuların tanrısı. Bağımlılığın insanlardan üstün ve fiziksel sureti… Çok mu kibirli oldu? Neyse. Uyuşturucularımı aldıkça kim olduğumu öğrenirsin. Ne istiyorsun?

- Size soru sormak. Sorular soracağım ve lütfen bana cevap verin.

 Petriv derin bir nefes alıp verdi. Nefesiyle beraber oturduğu şey de kalkıp indi:

- 2 soru hakkın var. Sonra buradan gidersin. Soruları pek de sevmem.

 2 soru hakkı ona çok az geldi, ama tek bir sorudan çok cevap alabilirdi:

- Seni kim yarattı?

- Şeytan. 7 kardeşin en büyüğüyüm. Babam, insanın en zayıf duygularını bedenleştirerek insanları kendisinin en yüce olduğuna inandırmaya çalıştı. Bunun farkına varınca onun oğlu olmadığımı söyledim. O da beni çoğu kez tehdit etti, ancak sağ kaldım. Diğer kardeşlerim tamamen beceriksizdi ve hiçbir işe yaramazlardı. Her neyse. Diğer soru.

- Seninle tekrar konuşabilecek miyim?

- Eşik'siz veya diğer uyuşturucular hariç belki. Yardımcılarım sana yardım eder. Tabii onları tanıyorsan. Şimdi, istediğin bir mal var mı? Yoksa seni uyandırayım mı?

 Elçileri bulmak zaten büyük bir işkenceydi ona. Daha belki de kaç ay öylesine oturacaktı. Yeni bilgileri işlemek 2 haftadan fazlasını almayacak, gene sıkılıp kalacaktı. Hayatında hiç yapmayacağı bir karar verdi:

- Bana Eşik'ten versene.

 Ivan, başında bir ağrı ve kolunda bir serumla uyandı. Tıbbi bölümde yatıyordu. Sol elinde karemsi bir objeyi tutuyordu. Elini açıp baktı: " ISTEDIGINIZ KADAR KENDINIZ OLUN, BENSIZ HICBIR SEYSINIZ." Eşik ve kutusu elindeydi. Endişeyle gülümsedi. Petriv'le tanışmanın görüntüleri yavaş yavaş aklından siliniyordu. Petriv'in boyutu gerçekten bir rüya gibi aklındaydı. Odada bir doktorun olduğunu görünce kutuyu sakladı. Doktor, uyandığını görünce yavaş yavaş ona yaklaştı:

- İyi misiniz doktor?

- Sayılır. Ben niye buradayım onu anlat sen.

- Güvenliğin söylediklerine göre içeriden güvenlik geri bildirimi gelmemiş. O yüzden içeriye girmişler. İçeride, tutukladıkları kişinin sizi… bir şekilde boğduğunu görmüşler ve etkisiz hale getirmişler.

 Bu cümleyi duyunca Ivan'ın canı acayip sıkıldı. Eşiği kullanmayı ikinci planda tutuyordu çünkü.

- Demek öldü ha… Peki bana ne oldu?

- Sizi de bilinçsiz halde bulmuşlar. 6 saatten beri uyuyordunuz.

- Peki… Neyse. Serumumu çıkartın. Odama yetişmem gerek. Önemli bilgiler var elimde… Sorgu odasındaki notları nereden alabilirim?

 Dr. Ivan, notlar koltuğunun altında, serum izi kolunda, Eşik cebinde, kendi odasına gidiyordu. Yüzü gülmüyordu. Yeni bir Elçi bulana dek yeni bir bağımlılıkla mücadele etmek zorunda kalacaktı çünkü. En azından, kendisi öyle inanıyordu. Yolda Doktor Vex onu selamladı:

- Tıbbi'den mi? Ne oldu?

- Çok şey. Aslında iyiyim bir şeyim yok. Sadece şu Petriv denen herifi gördüm. Bir sürü bilgi var kafamda. Not edemediğim için unutmadan odama gidip yazmam gerekiyor. Onun dışında, bolca ağrı kesici alacağım sanırım. Yeni bir Elçi bulunana dek başım fena ağrıyacak.

- Sıkma canını. Bir şeyler bulursun. Bize gelip yardım edebilir- Hey, senin şu bilim-kurgu öyküne ne oldu? Yazmayı bitirecek misin?

- Aslında evet. Bitirmem gereken bir öykü var. Öykümde bilim var, ama pek kurgu sayılmaz.

"Önce kırmızı, sonra ölüm.
Çünkü her ölüm böyledir;
Gözler kanla dolar,
Sonra kalp durur.
Çünkü her ölümden önce
Manzara hep kırmızıdır."

Unless otherwise stated, the content of this page is licensed under Creative Commons Attribution-ShareAlike 3.0 License